Eser KARAKAŞ
İçine düştüğümüz global kriz biz meslekten iktisatçılara da çok şey öğretiyor ve öğretecek.
Her iktisatçı krizin farklı bir yerine takılıyor; bendeniz de en çok bir konuyu merak ediyorum, açmaya gayret edeceğim.
Krize karşı batı ekonomileri çok ilginç ve yeni önlemler almıyorlar; yapılanlar şimdilik büyük kamu harcamaları ve faiz oranlarını adeta sıfırlamakla sınırlı.
Almanya Maliye Bakanı bu yapılanları `kaba keynescilik` olarak tanımlıyor.
Daha ince keynescilik ya da başka bir çözüm arayışı nasıl olacak, bu konuya ise pek girilmiyor.
Dünyanın dev ekonomisi ABD`de faiz oranlarında son onyılların en düşük seviyesine, yüzde 0.25`e kadar inildi; ikinci büyük ulusal ekonomi Japonya`da faizler zaten o seviyelerde.
Avrupa Birliği Merkez Bankası ABD Merkez Bankası kadar faiz indiriminde ısrarlı değil ama onun da manevra alanı çok geniş değil.
Likidite yaratma konusunda faiz oranlarını aşağıya çekmede sınıra gelinmiş durumda; başka bir tabirle elde bir atımlık barut ha var ya yok.
Geriye ise `en kaba keynescilik` olarak tanımlanabilecek kamu harcamalarını artırmak kalıyor.
Zaten hem ABD`de, hem AB üyesi ülkelerde bütçe açıkları milli gelir düzeylerinin yüzde beşini zorlar durumda.
AB ekonomilerinde tekrar mali disipline dönebilmek için 2014 senesi telaffuz ediliyor.
ABD ekonomisi ise geleneksel olarak bütçe açıklarıyla çalışmaya zaten biraz alışık.
Benim de en çok merak ettiğim, iktisatçı olarak gözlemlemek istediğim mesele bu dev bütçe açıklarının kaynak açısından zorlanan sermaye piyasalarında orta vadede faiz oranlarını nasıl ve ne kadar tetikleyeceği.
ABD ekonomisi için milli gelirin yüzde beşi kadar bir bütçe açığı fındık-fıstık gibi bir açık (idi) ve bugüne dek bu boyutlara yaklaşan açıklar küresel tasarruflarla finanse edildi, japonların, almanların, son senelerde de çinlililerin yarattığı tasarruflar büyük ölçüde ABD hazine bonolarının alımına gitti, her iki taraf da durumdan kazançlı çıktı, ABD çok vergi almadan ve tasarruf yapmadan ekonomisini yürüttü, tasarrufçu diğer ülkeler de, başta Almanya ve Japonya tasarruuflarını iyi nemalandırdılar ve en önemlisi ABD`de faiz oranları çok yukarılara çıkmadı.
Bugün ise manzaranın büyük ölçüde değiştiği tahmin ediliyor.
Obama 3 milyon kişiye iş bulmaktan bahsediyor.
Bunun için de altyapı yatırımlarına ağırlık verilecek ve iş yaratılacak.
Bu proje kamu harcamalarında önemli artışlar demek.
Bu kriz ortamında kamu harcamalarının vergilerle finansmanı da olanaksız.
Uzun lafın kısası 2009 ve 2010`da, hatta muhtemelen daha da sonra ABD`de çok büyük bütçe açıkları var.
Ama bu kez olmayan bu dev bütçe açıklarını, en azından bir trilyon dolarlık bütçe açıklarını satın alacak dış tasarruf; amerikan hazine bonolarına Almanya`dan, Japonya`dan ve Çin`den büyük talep olamayacak.
Krize paralel olarak petrol ve doğal gaz fiyatları da başaşağıya gittiği için amerikan hazine bonolarına OPEC ülkelerinden ve Rusya`dan da büyük talep beklenmiyor.
Ama amerikan bütçe açığının da finasmanı şart.
Ya bu talep çok yüksek faizlerle yaratılacak ya da dolar arzı görülmedik ölçüde genişleyecek.
Her iki senaryo da birbirinden beter.
Yazımın başlığına koyduğum `krizin ikinci dalgası` demek biraz bu.
Bugün için adeta sıfırlanan faiz oranlarının bir sene içindee çift haneye ulaşmanın eşiğine gelmesine şaşmayalım.
İktisat teorisinde açık ekonomiler için keynesci modeller de pek çalışılmamış.
İktisatçılar için ilginç bir döneme giriyoruz.
|